velayet davası

Velayet Hakkını Almayı Etkileyen Durumlar | Velayet Davası

TMK md. 182 hükmüne göre:

Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

1.Velayetin Ana veya Babadan Birine Verilmesi

Evlilik devam ederken, ana ve baba velayet hakkına birlikte sahiptirler (TMK. md.336). Ancak, ister evlilik devam ettiği halde eşler ayrı yaşarken, ister eşler boşanırken, isterse mahkemece eşlerin ayrı yaşamasına karar verilirken, velayet hakkının hangi eşe verileceği, velayet hakkı kendisine verilmeyen ana veya babanın da çocuklarla kişisel ilişkisi konusu önem taşır.

TMK. md.182 f.I, boşanma veya ayrılığa karar verilirken, çocuklarla ilgili alınacak kararın başında “ana ve babanın haklarını” hükme bağlamıştır. Bu hüküm, boşanma veya ayrılığa karar verilmeksizin, eşlerin birlikte yaşamaya ara vermeleri halinde de uygulama bulur. Zira, TMK. md. 197, eşlerin birlikte yaşamaya ara vermeleri halinde IV. fıkrasında TMK.md. 182 hükmüne yollama yapmıştır.

Yasa, boşanma veya ayrılığa karar verilirken, ana ve babanın haklarının, yani velayet hakkının da hükme bağlanmasını öngörmüştür. Zira, boşanma veya ayrılığa karar verildiğinde artık ana ve baba birlikte yaşamamaktadır.

TMK. md.182 f.I, velayet hakkının ana veya babadan hangisine verileceği konusunda doğru bir karar verilebilmesi için, öncelikle ana ve babanın; çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesinin alınmasını öngörmüştür.

TMK. md.182 f.I, velayet hakkının ana veya babadan hangisine verileceği konusunda doğru bir karar verilebilmesi için, öncelikle ana ve babanın; çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesinin alınmasını öngörmüştür.

TMK. md.182 f.I, velayet hakkının ana veya babadan hangisine verileceği konusunda doğru bir karar verilebilmesi için, öncelikle ana ve babanın; çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesinin alınmasını öngörmüştür.

Bu düşüncenin alınması bir zorunluluk olarak öngörülmemiş “olanak bulundukça” ifadesi ile, somut olayın gerekli kılması halinde düşüncenin alınması hakimin takdirine bırakılmıştır.

Olanak varsa, dinlenecek olan kişi ana ve baba; çocuk vesayet altında ise vasi ve vesayet makamı yani sulh hukuk hakimidir.

Maddede, çocuğun dinlenilmesi hükmüne yer verilmemiştir. Ancak, çocuğun yaşı itibariyle dinlenilmesinden sağlıklı bir karar verilmesi mümkün ise, hakimin çocuğu dinlemesi de mümkündür.

2. Çocukla Kişisel İlişki

Çocukla kişisel ilişki, velayet hakkı kendisine verilmeyen ana veya baba için söz konusudur. Bunu, velayet hakkı kendisine verilmeyen ana veya baba ile çocuk arasındaki görüşme olarak da adlandırmak mümkündür.

Hakim, velayet hakkını düzenlerken, zorunlu olarak velayet hakkını ne vermediği ana veya baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiye da karar verecektir. Boşanma veya ayrılık eşleri birbirinden ayırmakta, ayrı yaşamalarına neden olmaktadır. Eşlerin birbiriyle görüşmesi ya da görüşmemeleri yönünde bir karar verilmesi düşünülemez. Eşlerin görüşmesi yasaklanamaz. Böyle bir görüşme, eşlerin tamamen kendi anlayış ve takdirlerine kalmıştır. Boşanma veya ayrılık velayet kendisine verilmeyen eşin çocuklarıyla kopması ve görüşmemesi sonucunu doğuramaz.

TMK. md. 182 f.II, ana veya baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişki kararının verilmesinde çocuğun yararını üstün tutmuştur. Bu nedenle, bu kararın verilmesinde “çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları” esas alınacaktır.

Çocuğun sağlığı kavramına, bedensel sağlığı yanında, özellikle ruhsal sağlığı girer. Çocuk, bedensel olarak gelişmemiş ya da engelli olabilir. Bu durumda, yeti kendisine verilmeyen ana veya baba ile bu çocuk arasında kişisel ilişki verilirken, çocuğun her hafta sonu ve birkaç gün görüşmeye götürülmesi sağlığına zarar verebilir. Aynı şekilde ruhsal sorunları olan bir çocuğun velayeti kendisine verilen ana veya babadan alınıp, sık sık velayet kendisine verilmeyen ana veya babaya verilmesi de ruhsal gelişmesi bakımından sakıncalı olabilir.

Maddede bu kararın verilmesinde çocuğun “eğitim ve ahlak bakımından yararları göz önünde tutulacaktır. Bu anlamda olmak üzere, her hafta sonu özel eğitim gören bir çocuğun velayet kendisine verilmeyen ana veya babayla kişisel ilişki kuması çocuk yararına olmayabilir. Aynı şekilde, çocuğun velayet kendisine verilen ana veya babanın kültür ve eğitim anlayışı, yaşadığı ortamdan uzun süre uzaklaşmasının velayet kendisine verilmeyen ana veya babanın kültür ve eğitim anlayışı arasında bocalamasına yol açılmaması da gerekir.

3. Nafaka

TMK. md. 182 f.II son cümlesinde “Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.” hükmünü getirmiştir.

Bu hüküm, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin çocuk için ödeyeceği nafakayı düzenlemektedir. Bu nedenle, burada söz konusu olan “çocuğun giderlerine iştirak” yani iştirak nafakasıdır.

Madde, ödenecek nafaka miktarı konusunda “yükümlünün gücü oranında” ölçüsünü getirmiştir. Bu nedenle, nafaka yükümlüsü olan ana veya babanın ekonomik ve mali gücü göz önünde tutulmalıdır.

Öte yandan, bu nafakaya karar verilirken “çocuğun tüm bakım ve giderlerinin” velayet kendisine verilmeyen eşe yüklenmesi de doğru değildir. Zira, TMK. md.327 “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” genel kuralını koymuştur. Bu kural, sadece eşler birlikte yaşarken geçerli olmayıp, boşanma veya ayrılık kararı verilirken de geçerlidir. Bunun sonucu olarak, nafakaya karar verirken, velayet kendisine verilen eşin de bu yükümlülüğünün bulunduğu göz önünde tutulmalıdır. Bundan, her iki eşin çocuğun giderlerine eşit olarak katlanması gerektiği sonucu çıkartılmamalıdır. TMK. md.182 f.II’de ifade edildiği gibi, nafaka yükümlüsünün gücü göz ardı edilemez. Bunun yanında, velayet hakkı kendisine verilen eşin diğerinden farklı olarak çocuğun sağlığı, eğitimi, korunması konusunda emek sarfettiği, zaman harcadığı da nazara alınmalı, onun bu emeğinin karşılığı da çocuğun toplam giderlerinin ne kadarına nafaka yükümlüsünün katlanması gerektiği konusunda hesaba katılmalıdır.

Velayet ve velayetin iptali ile ilgili daha fazla bilgi almak için Aile Hukuku Avukatı‘mızdan yardım alabilirsiniz.