Ceza Yargılaması Nedir?

Ceza yargılaması; kanunlarımızda suç olarak tanımlanan eylemlere ilişkin soruşturma, kovuşturma ve infaz safhalarını kapsayan süreçtir. Bu süreci düzenleyen ceza hukuku ise suç işlenmesini önlemek, kişilerin, toplumun sağlık, güvenlik ve huzur içinde olması gibi amaçları olan, birçok alt dalı bulunan, hukukumuzun oldukça kapsamlı bir alanıdır.

Soruşturma Aşaması

Vatandaşların sıklıkla “karakola gidip ifade vermek” olarak bahsettiği süreç soruşturma safhasına ilişkindir. Vatandaşların sıklıkla “mahkemeye çıktı tutuklandı” dediği süreçse genelde kovuşturma değil, soruşturma aşamasında savcılık makamının şüpheliyi tutukluluğa sevk etmesi neticesinde; sulh ceza hakimliğinin tedbiren tutuklama kararı verdiği duruşmayı ifade eder.

Ceza soruşturması suç şüphesinden Başsavcılık makamının; kolluk (polis ve jandarma karakolları), Cimer, bizzat Başsavcılığa müracaat gibi yollarla haberdar olmasıyla başlar. Haberdar olma süreci; şikayet, ihbar, kolluk görevlilerince yapılan bir tespit (şüpheli durumların gözlemlenmesi) neticesinde gerçekleşebileceği gibi rutin idari arama, mobese kayıtlarının incelenmesi vs. gibi yollarla da gerçekleşebilir. Suç işlediği şüphesiyle soruşturulan kişiye “şüpheli” denir. Şüpheliyi savunan avukata ise “şüpheli müdafii” denmektedir. Soruşturma, başsavcılık makamınca şüphelinin soruşturma kapsamındaki suçları işleyip işlemediği bakımından; bir sonraki aşamada kamu davası açılması için yeterli şüpheyi tespit etmek amacıyla delillerin toplandığı, tarafların ilk olarak dinlendiği (ifade verdiği) aşamadır.

Bu aşamada delillerin gizlenmesi, kaybolması, tarafların iradesinin etkilenme riski, mevcut delil durumunun kuvvetli suç şüphesine işaret etmesi vs. durumlarında şüphelinin tutukluluk talebiyle sulh ceza hakimliğine sevki neticesinde sulh ceza hakimliği kararıyla tutuklanması mümkündür.

Özellikle uyuşturucu ticareti, kasten öldürme, terör suçları, ağırlaşmış kasten yaralama, cinsel saldırı, cinsel istismar vs. gibi birçok suç bakımından uygulamada “önce tutukla sonra soruştur” bakış açısı, vatandaşların mağduriyetine sebep olmakta, şüpheli kovuşturma aşamasına değin ve kimi zaman sonrasında da tutuklu kalmakta, bu mağduriyetlerin hızlı çözümü bakımından ceza hukuku avukatı desteği önemli hale gelmektedir.

Soruşturma, nihayetinde iddianamenin kabulüyle sona erer. Bu aşamada şüphelinin ifade verirken, bir ceza hukuku avukatından destek alması yahut ifadeye bizzat avukat eşliğinde katılması, delillerin toplanması sırasında avukatın şüpheli lehinde olan delilleri dosyanın içerisine bizzat dahil ederek sanığın lehine delil ikame hakkının kullanılması önem arz etmektedir. Bu aşamada hukuken aleyhe sonuç doğurabilecek bir ifadenin telafisi güçtür. Daha net ifade etmek gerekirse; karakola, savcılığa, emniyete ifadeye gitmeden bir avukata danışarak hareket etmek telafisi güç zararların önüne geçecektir.

İddianame ve KYOK Kararı

Soruşturmanın sonunda Başsavcılık makamınca yeterli şüphenin oluştuğu kanaati oluştuysa iddianame düzenlenerek ceza davası açılması talebiyle ilgili Asliye/Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulacak, iddianamenin değerlendirilerek kabulü halinde ceza davasının görüleceği kovuşturma aşamasına geçilecektir.

Diğer bir ihtimalde Başsavcılık makamınca şüpheli üzerinde ceza davası açılacak yeterli şüphenin oluşmadığı yahut kovuşturma imkanının bulunmadığı hallerde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek (KYOK) soruşturma sona erdirilecektir. Soruşturma aşamasında ceza hukuku avukatı desteği alınarak şüphelinin masumiyetine yahut delil yetersizliğini vurgulamaya yönelik gerekli çalışmalar yapılırsa neticelenmesi yıllar sürebilecek ceza davası görülmeden, kısa sürede soruşturmanın sona ermesi dahi mümkün olabilecektir.

Kovuşturma Aşaması

İddianamenin kabulüyle birlikte ceza davası açılır, ilk derece dediğimiz ceza yargılamasını gören mahkeme (Asliye yahut Ağır Ceza Mahkemeleri) delilleri değerlendirir, eksik bulduğu delilleri tamamlar, tarafları hakim (Asliye Ceza Mahkemesi) veya mahkeme heyeti (Ağır Ceza Mahkemesi) huzurda dinler, kovuşturmanın sonucunda bir karar verir. Bu ceza davası sürecine kovuşturma denmektedir. Kovuşturma safhasında suç şüphesi altında bulunan kişiye ise artık “sanık” denir. Sanığı savunan avukata ise “sanık müdafii” denmektedir.

Kovuşturmayı gören ceza mahkemesi genellikle ilk duruşmada sanığı dinler ve sanığa sorular yöneltilir. Bu işleme “sorgu” denir. Mahkeme kararını vermeden önce sanığa savunma yapması için gerekli imkanı tanımaktadır. Bu aşamada alanında uzman ceza hukuku avukatı desteğiyle soruşturma aşamasındaki eksiklik ve yanlış değerlendirmelerin vurgulanması, eksik delillerin tamamlanması, suçun ve somut olayın özellikleri bakımından faydalı olacaksa bir uzmandan rapor alınarak (örneğin bilişim suçları, trafik kazası kaynaklı davalar gibi teknik değerlendirmelerin faydalı olabileceği dosyalarda) dosyaya sunulması sanığın beraat kararı alması yahut daha az ceza alması bakımından oldukça yararlı olmaktadır.

Hüküm

Karar aşaması öncesinde iddia makamı olan savcılık makamınca “mütalaa” dediğimiz davanın sonucuna ilişkin değerlendirme ve taleplerin yer aldığı yazılı metninin sunulması akabinde mahkeme kararını açıklamaktadır. Bu kararlar; mahkumiyet kararı, beraat kararı, ceza verilmesine yer olmadığı kararı, düşme kararı, durma kararı, davanın reddi kararlarından biri olabileceği gibi hukuken “hüküm” olarak değerlendirmediğimiz HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) kararı da verilebilecektir. HAGB kararı verilmesi durumunda saydığımız diğer kararlardan farklı olarak kişinin sanık sıfatı devam edecek, kararın kesinleşmesiyle infaz aşaması yerine denetim dediğimiz aşamaya geçilecek, bu aşamada suç tipine göre belirli yükümlüklerin yerine getirilmesi gündeme gelecek, bunların ihlaliyle belirli şartların gerçekleşmesi halinde tekrar kamu davası görülecek, denetim süresinin sorunsuz geçirilmesi halindeyse hüküm açıklanmadan süreç sona erecektir.

Uygulamada çoğunlukla “mahkumiyet” kararı hapis cezası olarak bilinse de adli para cezası, cezanın ertelenmesi, cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmesi gibi yaptırımlara da suçun özelliğine göre karar verilmektedir.

Olağan ve Olağanüstü Yargı Yolları

İlk derece mahkemesinin kararı sonrası hükmolunan ceza miktarına göre öncelikle Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf başvuru yolu, akabinde ceza miktarı imkan veriyorsa Yargıtay nezdinde temyiz başvurusu mümkündür. Bu başvuru yolları olağan yargı yolları olarak tanımlanmaktadır.

Olağan yargı yollarının tüketilmesiyle birlikte karar nihai hale gelecektir. Kararın nihai hale gelmesiyle birlikte cezanın infazı dediğimiz süreç başlayacaktır.

Kimi zaman infaz aşamasını durdurmak için kimi zamansa haksızlığı ortadan kaldırmak ve/veya tazminat talep etmek adına olağanüstü yargı yolları dediğimiz kanun yararına bozma, yargılamanın yenilenmesi, Yargıtay cumhuriyet başsavcısının itirazı, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yolları bulunmaktadır. Somut olayın özelliğine göre bu yollardan biri yahut birkaçı seçilerek ceza hukuku avukatı nezdinde hukuk mücadelesine devam edilmesi durumunda olumlu netice alınması mümkündür.

İnfaz Aşaması

İnfaz aşaması ise kesinleşen ceza mahkemesi kararı sonrası cezanın ne şekilde çekileceği, cezaevinde geçirilecek süre, şartlı tahliye, denetim, af gibi birçok farklı konuyu düzenleyen, kurallara bağlayan bir alandır. Bu aşamada sanık dediğimiz kişi artık “hükümlü” sıfatını alacaktır. Hükümlünün infazla ilgili hukuki işleriyle ilgilenen avukata ise “hükümlü vekili” denmektedir. Bu süreçte kişinin cezaevine hükümlü sıfatıyla alınmasını durdurmak, ertelemek, yargılamayı tekrar başlatmak imkânlarını sağlayabilecek farklı enstrümanların kullanılması bakımından ceza hukuku avukatından destek alınması kimi zaman hükümlünün cezaevine girmesinin dahi önüne geçecektir.

Bu süreçte artık hükümlünün muhatabı Başsavcılık soruşturma birimi yahut Mahkemeler değil, Cumhuriyet Başsavcılıklarına bağlı infaz büroları olan İlamat Masalarıdır. Hükümlülerin cezaevi işlemleri, yakalanması, tahliyesi gibi süreçlerle bu birim ilgilenmektedir.

Bu alanda lehe düzenlemelerden faydalanmak adına (evde infaz, hafta sonu infaz, cezaevinin değiştirilmesi, akıl hastalığı nedeniyle sağlık kuruşuna nakil, infaz kurumunda çalışma imkanı vs. birçok lehe düzenleme mevcuttur.) bir ceza hukuku avukatından destek alınması, infaz sürecinin daha rahat ve kısa geçirilmesini sağlayabilecek, hükümlü bakımından değerli olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Kovuşturmaya yer olmadığı ( KYOK ) kararına itiraz etmeli miyim?

Cevap: Ceza davası açılacak yeterli şüphenin oluşmadığı yahut kovuşturma imkanının bulunmadığı hallerde soruşturmayı yürüten Başsavcılık tarafından verilen KYOK, halk arasında takipsizlik kararına itiraz konusu kişinin sanık mı şikayetçi mi olduğuna göre farklılık gösterir. Kişinin sanık olması durumunda kamu davasının açılmayacağı anlamına gelen bu karara itirazın çoğunlukla bir anlamı olmayacaktır.

Ancak şikayetçi bakımından şikayetinin devam etmesi durumunda itiraz edilmelidir. Bu durumda da KYOK kararının gerekçesi önem arz etmektedir. Delil eksikliği durumunda dosyaya delil ikamesi, eksik değerlendirme yapıldığı hallerde bu durumun belirtilerek, buna dikkat çekilmesi gibi farklı ihtimaller gündeme gelecektir.

2. Erteleme kararına itiraz etmeli miyim?

Cevap: Erteleme kararı soruşturma ve kovuşturma aşamalarında hukuken farklı kavramlardır. Soruşturma aşamasında erteleme kararı, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararıdır ve verilmesi halinde ceza davasının açılması bakımından yeterli şüphe vardır ancak belirli şartların gerçekleşmesi halinde bu karar verilecektir. Bu karara itiraza çoğu durumda gerek bulunmamaktadır. Nitekim, bu bir mahkumiyet kararı değildir, sicile işlemez.

Ancak kovuşturma aşamasında mahkemenin verdiği cezanın ertelenmesi dediğimiz karar bu şekilde değildir. Bu karar bir mahkumiyet niteliğindedir ve sicile işleyecektir. Bu kararda öngörülen denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlenmesi halinde ertelenen cezanın infazına geçilecektir. Somut olayın koşullarına göre bu karara itiraz etmek kimi zaman faydalı olacaktır. Kişinin beraat edebileceği ihtimaller mevcutsa bu konunun incelenmesi ve tüm dosya kapsamı uzman ceza hukuku avukatı nezdinde değerlendirilerek istinaf yoluna başvurulması faydalı olacaktır.

3. Aleyhe bozma yasağı nedir?

Cevap: Aleyhe bozma yasağı, sanığın yargılamasının yapıldığı mahkemenin kararına karşı itiraz, istinaf yollarına başvurması durumunda; kendi başvurusu sonucunda yeniden değerlendirme yapılması neticesinde daha ağır bir cezaya karar verilememesini ifade etmektedir. Ancak pratikte bu kural çoğunlukla yanlış anlaşılmakta, müvekkiller yerel mahkeme kararının istinaf değerlendirmesi sonrasında hiçbir şekilde daha ağır bir cezaya hükmedilmeyeceğini düşünmektedir.

Bu kural yalnızca sanığın istinaf başvurusu bakımından geçerlidir. Aynı karara cumhuriyet başsavcısı, katılan gibi diğer hukuk süjelerinin itiraz, istinaf başvurusunda bulunmaları halinde daha ağır cezaya hükmedilebilecektir. Bu ihtimalde bu süjelerin istinaf başvurularına karşı cevap verilmesi de elzemdir.

4. Aynı suçtan tekrar ceza alır mıyım, tekrar dava açılır mı?

Cevap: Teoride hayır. Ceza hukukunda aynı suçtan dolayı kişinin birden fazla kez yargılanamayacağı ve cezalandırılamayacağı yani "non bis in idem" temel bir ilkedir. Pratikteyse kişinin daha önceden aynı tarihli suçtan yargılaması yapıldığı halde tekrar ceza davasının açıldığı durumlarda bu durumun fark edilerek belirtilmesi halinde davanın reddine karar verilecektir.

5. Adli para cezasını ödemezsem ne olur?

Cevap: Kanunda belirtilen hallerde kimi zaman direkt olarak, kimi zaman hapis cezasından çevrilerek adli para cezasına hükmedilmektedir. Uygulamada adli para cezası idari para cezasıyla karıştırılabilmektedir. İdari para cezası kabahat niteliğindeyken, adli para cezası bir cezadır, yani kesinleşmesi durumunda kişinin siciline suç kaydı olarak işlenmektedir. Bu durumda adli para cezasına karşı istinaf yoluna başvurulup başvurulmayacağının değerlendirilmesi elzemdir.

Adli para cezası devlet hazinesine, adliyelerin infazla ilgilenen bölümlerinde nakit yahut kartla, duruma göre taksitle yahut peşin ödenebilmektedir. Adli para cezasının taksitlerinden birinin dahi vadesinde ödenmemesi durumunda ödenmeyen adli para cezası hapis cezasına çevrilecek ayrıca kalan tutarın tamamının tahsili yoluna gidilecektir.

6. Sabıka kaydı nasıl sildirilir?

Cevap: Halk arasında sabıka kaydı denen adli sicil kaydı; Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ne verilecek bir dilekçe ile düzeltilebilir yahut sildirilebilir. Suçlar genel olarak cezanın infazından itibaren 5 yıl sonra adli sicil kaydından silinebilecektir. Aslında burada bir silinme değil adli sicil kaydından çıkarılma durumu söz konusudur. Bu suçlar adli sicil arşiv kaydında görülecektir. Suç kayıtlarının arşivden silinmesi içinse suçlar bakımından değişen 5 yıl, 15 yıl ve 30 yıllık süreler mevcuttur. Bu kayıtların silinmesi bakımından bunun mümkün olup olmadığı mümkünse nasıl bir süreç izlenileceği bakımından ceza hukuku avukatından hukuki destek alınması daha doğru ve etkili olacaktır.

7. Şikayetten vazgeçme davayı düşürür mü?

Cevap: Her somut olay bakımından şikayetten vazgeçme davayı düşürmez. Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar bakımından şikayetten vazgeçme davanın düşmesine neden olacaktır. Ancak resen soruşturma ve yargılama ilkesinin geçerli olduğu davalarda, yani kamu davalarında, dava düşmeyecektir. Bu durumda şikayetten vazgeçme dilekçesi verilmesi durumunda somut olayın koşullarına göre cezada indirim gündeme gelebilir. Şikayetten vazgeçme dilekçesinin belirli nitelikleri içermesi halinde, sanık beraat kararı dahi alabilecektir.

8. Ceza davası ne kadar sürer?

Cevap: Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir. Her somut olay bakımından bu durum değişecektir. Yargılamayı gören mahkemenin dava yoğunluğu (özellikle İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde duruşma günleri arasında uzun zaman geçtiği görülmektedir.), suçun niteliği(bazı suçlar bakımından gerekli prosedürlerin tamamlanması gerekecektir.), sanığın ve/veya diğer tarafların ifadesinin alınıp alınamamış olması, soruşturma aşamasında eksik araştırma yapılıp yapılmadığı, taraf sayısı, dosyanın bilirkişiye gitmesi durumunda kapsamlı bir rapor alınacaksa ek sürelerle yargılamanın uzaması gibi birçok ihtimal mevcuttur.

Ayrıca ceza davasının kısa sürmesi her zaman iyi bir durum olarak değerlendirilmez. Sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmuş olması, denetim süresi içerisinde olması gibi durumlarda ceza davasının uzaması faydalı dahi olabilecektir. Ancak sorunun cevapsız kalmaması adına bir örnek oluşturalım. Bursa’da, basit kasten yaralama suçu bakımından yargılanan tek sanıklı bir dosya, 1 mağdur olsun. Soruşturma aşamasında taraf beyanları alınmış, kamera kayıtlarına ilişkin rapor hazırlanmış. Ceza davası başladığında taraflar sorguları için mahkemeye gününde gelmiş olsunlar. Akabinde iddia makamı da duruşma sırasında mütalaasını bekletmeden o anda açıklasın. Bu durumda sanık herhangi bir avukata vekalet vermeden kapsamlı bir savunma yapmadan beraatini talep etmiş olsun (bu durumu kesinlikle önermediğimizi belirtmek isteriz.). Bu ihtimalde tek celsede karar çıkacaktır. Ancak burada kararın ne kadar lehe olduğu, savunma hakkının ne kadar etkili kullanıldığı tartışmalıdır.

Özetle; ceza davasının ne kadar sürdüğünden ziyade, olabildiğince etkili bir savunmayla birlikte yargılamadaki eksikliklerin süratle tamamlanmaya gayret edilmesi halinde bu yargılamanın istinaf öncesi aşamada 4 ay içerisinde (2 celsede) sona erdirilmesi oldukça iyi bir süre olacaktır.

Kararın beraat olmadığı varsayımında istinaf yoluna başvurulacak, bu durumda da dosyanın istinaf aşamasında bekleme süresi 2026 itibarıyla yaklaşık 1 yıl olacaktır. Vermiş olduğumuz bu somut örneğin, konunun anlaşılması bakımından verildiği, herhangi bir standart süre olarak kabul edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

9. Adli kontrol kararı nedir, imza atmak zorunda mıyım?

Cevap: Adli kontrol kararı soruşturma aşamasında tedbir niteliğinde düzenlenmiş bir kurumdur. İmza atmak şeklinde olabileceği gibi, belirli yerlere başvurmak, belirli mesafeden fazla yaklaşmamak, belirli eğitimlere katılmak, yurt dışı çıkış yasağı gibi birçok farklı türde düzenlenmiştir.

Adli kontrol kararına uymak, adli kontrol tedbiri kaldırılana dek kanunen bir zorunluluktur. İmza atmak şeklinde adli kontrol tedbirine karar verilmesi durumunda imza atmak tedbirinin ihlal edildiğine kanaat getirilirse (bu durumda da her imza atmama durumu ihlal olarak değerlendirilmemeli, ceza hukuku avukatından destek alınarak gerekli mazeret yahut itiraz süreci işletilmelidir.) tutukluluk gündeme gelebilecektir. Bu nedenle evet, imza atmak zorundasın.

10. Yurt dışı çıkış yasağı nasıl kaldırılır?

Cevap: Yurt dışı çıkış yasağının kararı veren sulh ceza hakimliğine yahut kovuşturma aşamasında mahkemeye verilecek dilekçe ile kaldırılması mümkündür. Ancak bu her durumda yurt dışına çıkış yasağının kaldırılacağı anlamına gelmez. Yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin sanık/şüpheli bakımından orantısız ve/veya telafisi güç zararlar ortaya çıkaracağı, yargılamanın seyri bakımından bu tedbirin yersiz olduğu gibi gerekçelerin delillendirilerek talepte bulunulması gerekmektedir. Genelde hükümle birlikte de yurt dışına çıkış yasağı kaldırılmaktadır.

Bazı durumlarda bu durum mahkemenin gözünden kaçmakta ve kişiler hava alanında mağdur olmaktadır. Bu nedenle ceza yargılaması devam eden yahut sona eren kişilerin bu hususu kontrol etmeleri elzemdir.

11. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ( HAGB ) sicile işler mi?

Cevap: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması teknik olarak bir ceza kararı değildir. Bu nedenle sicilde bir suç kaydı olarak görünmeyecek olsa da adli sicil kaydında mahkeme bilgileri ve HAGB kaydı şeklinde görülür. Ancak suçun kesinleşmesinden itibaren denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlenmemesi halinde bu kayıt ta düşecektir.

12. Ceza davasında zaman aşımı süresi nedir?

Cevap: Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değildir. Her suç bakımından zaman aşımını ayrı ayrı değerlendirmek gerekecektir. Ancak kanunda özel bir düzenleme yapılmamışsa dava zamanaşımı; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 30 yıl, müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa 25 yıl, 20 yıl hapis cezasından aşağı olmayan diğer suçlarda 20 yıl, 5 yıldan fazla olmakla 20 yıldan aşağı hapis cezasını gerektiren suçlarda 15 yıl, 5 yıl üstü hapis cezası ve adli para cezası gerektiren suçlarda 15 yıl, 5 yıldan fazla olmamakla hapis cezası ve adli para cezası gerektiren suçlarda 8 yıl şeklindedir.

13. Meşru müdafaa nedir, ceza almaz mıyım?

Cevap: Meşru müdafaa, kısaca kişinin kendisi veya başkasına ait gerçekleşen saldırıyı, o anın koşullarında, orantılı bir şekilde önlemeye yönelik eylem veya eylemleri ifade eder. Meşru müdafaada ( nefsi müdafaa ) bulunup bulunmadığınızı anlamak için en basit yöntem amacın saldırıyı önlemekle sınırlı olup olmadığını anlamaktır. Saldırıyı önlemeyi aşacak nitelikteki eylemler meşru müdafaa sınırının aşılması anlamına gelmektedir.

Somut olayın koşullarına göre bu durum farklılık gösterecektir. Örneğin size yumruk atan birine silahla savunma yapıp ateş etmek sınırı aşan bir eylem olacaktır. Ancak somut olayın özelliğine göre birden çok kişinin saldırdığı kişinin, tamamen kendini savunmak amacıyla 1 el ateş etmesi ve neticesinde saldırının sona ermesi kimi zaman meşru müdafaa olarak değerlendirilebilir. Meşru müdafaa savunması için delillerin eksiksiz şekilde toplanması, eylem veya eylemlerin somut olay koşullarında orantılılığının ortaya konulması önem arz eder. Bu konuda alanında uzman ceza hukuku avukatı eşliğinde savunma yapılması beyan ve delillerin doğru şekilde sunulması ve akabinde sanığın beraat kararı alması bakımından değerlidir.

14. Beraat kararı nasıl alınır?

Cevap: Beraat kararı, kısaca sanığın aklandığı anlamına gelen mahkeme kararıdır diyebiliriz. Beraat kararı; kişinin suç işlediğinin sabit olmaması, kişinin suçu işlemediğinin ortaya çıkmış olması, eylemlerin suç niteliğinin bulunmaması, meşru müdafaa gibi bir hukuka uygunluk nedeni bulunması, suçu işlemek noktasında sanığın kast yahut taksirinin bulunmaması gerekçeleriyle verilmektedir. Bu olguların delillerle desteklenerek yargılamayı gören mahkemeye açıklanması, davanın titizlikle takibi hallerinde beraat kararı alınması mümkündür. Ancak bariz şekilde atılı suçun işlendiğinin somut delillerle desteklendiği çoğu durumda beraat kararı alınması güçtür. Bu durumda usule aykırılık, kanuna aykırı delil gibi durumlarda beraat kararı alınması ihtimali gündeme gelebilir. Ancak böyle bir durum bulunmadığı taktirde, daha az ceza alınmasına yönelik; samimi beyan, etkin pişmanlık, yargılamanın işleyişine yönelik katkı gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.

15. Ceza davası için avukat tutmak zorunlu mudur?

Cevap: Ceza davasında sanığı müdafii temsil ederken, müştekiyi/mağduruyu ise vekili temsil etmektedir. Konuyu sanık açısından ele alacak olursak, suç şüphesi altındaki sanığın her durumda avukatı yani müdafii olmak zorunda değildir. Kişinin kendini savunma hakkı anayasal bir haktır.

Ancak pratikte esasa ve usule ilişkin çok fazla kuralın bulunduğu ceza yargılamalarında vatandaşın kendini temsil etmesi zor bir durum olmakla birlikte çoğunlukla pasif ve etkisiz konumda kalmasına sebebiyet vermektedir.

Ayrıca Kanunumuzda düzenlendiği üzere alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, sanığın 15 yaşından küçük olduğu hallerde (18 yaşından küçük bütün sanıklara suça sürüklenen çocuk denir.”), sağır, dilsiz, kendini savunamayacak halde kişiler bakımından, seri muhakeme usulü uygulamalarında, sanığın yokluğunda yapılan yargılamalarda ve tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk halinde zorunlu müdafiilik düzenlemesi vardır. Yani bu durumlarda kişinin avukatı olması zorunludur. Kişi avukat tutmasa dahi devlet ona bir avukat desteği sağlayacaktır.

16. Delil yetersizliğinden beraat ne demek?

Cevap: Sanığın, yargılandığı suçu işlediği hususunda şüpheden uzak somut delil elde edilemediği durumda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince sanığın beraatine karar verildiği durumları ifade etmektedir. Bu ilke ve masumiyet karinesi ilkeleri özetle; yargılama süresince sanığın masum kabul edilmesi ve sanığın atılı suçun işlendiğinin kesin olarak ispatlanamadığı hallerde şüphenin sanık lehine yorumlanmasını ifade etmektedir.

17. Ceza davasında ifade vermek zorunda mıyım?

Cevap: Kısaca evet. Ceza davasında ifade vermek taraflar bakımından kanuni bir zorunluluktur. Sanığın ifade vermemesi durumunda mahkeme huzurunda ifadesinin alınması için öncelikle yargılamayı yürüten mahkeme tarafından zorla getirme kararı verilmektedir. Bu durumda kolluk personelince sanığa ulaşılmakta ve duruşmaya gelmesi için gerekli bilgilendirme yapılmakta, konutuna yahut iş yerine giderek kolluk nezaretinde duruşmaya katılımı sağlanmaktadır. Sanığın zorla getirme kararı sonrasındaki duruşmaya da gelmemesi durumunda, çoğunlukla sanık hakkında yakalama kararı çıkarılmaktadır. Yakalama kararı sonrası yakalanan sanığın çoğunlukla nöbetçi mahkemede ifadesi alınmakta, akabinde ya serbest bırakılmakta yahut suçun ve somut olayın özelliklerine göre tutuklama veya adli kontrol tedbirlerine başvurulmaktadır. Yakalama kararı ancak sanık hakkında çıkarılırken müşteki ve tanıklar bakımından bu tedbire başvurulmaz.

Sanığın, müştekinin veya tanığın duruşmaya gelemeyeceği hallerde haklı bir mazeretinin bulunduğuna ilişkin dilekçesini ve mazeretine gerekçe dayanağı delillerini sunması halinde zorla getirme kararı ve yakalama kararı çıkmasının önüne geçilmesi mümkündür.

18. Ceza davasında delillerimi nasıl sunabilirim?

Cevap: Ceza davasında delillerinizi, yargılamayı gören asliye/ağır ceza mahkemesinin bulunduğu adliyeden, ceza mahkemesi ön büro dediğimiz bölümden kimliğinizle başvurarak ceza dava dosyasına sunmanız mümkündür. Delillerin bir ceza hukuku avukatı desteği alınmadan sunulduğu durumlarda aleyhe delillerin de sunulması, olumlu bir sonuç almak üzere delil sunarken, kişinin kendi kendini cezaya mahkum ettiği bir senaryoya neden olabilecektir.

19. Tutuklanırsam nasıl avukat tutabilirim? Avukatımla nasıl görüşürüm?

Cevap: Tutuklanma durumunda hukuki süreçler ve savunulma hakkı bakımından bir farklılık olmayacaktır. Tutuklanmanız durumunda aileniz vasıtasıyla avukatınıza haber vererek ceza evinde görüşme talep edebilirsiniz. Tutuklu ile avukatı arasında cezaevlerinde, tatil günleri dahil olmak üzere 7/24 görüşme yapılması mümkündür.

20. İstinaf ve Yargıtay incelemesi ne kadar sürer?

Cevap: Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir. Her somut olay bakımından bu durum değişecektir. Yargılamayı gören İstinaf/Yargıtay ceza dairelerinin dosya yoğunluğuna (özellikle İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde duruşma günleri arasında uzun zaman geçtiği görülmektedir.) göre bu durum farklılık gösterecektir. Ayrıca detaylı bir inceleme gerektirmeyen istinaf başvurularında 1 hafta içerisinde dahi karar verilmesi mümkün iken, 2 yıl boyunca istinaf incelemesinin sürmesi de mümkündür. Bu durumda, doğru ve usule uygun bir istinaf başvurusu yapılması, hızlı ve olumlu sonuç almak açısından faydalı olacaktır.

Ceza Hukuku Avukatımıza Sorularınızı Bekliyoruz.


* İletişim kurmak amacıyla istediğimiz iletişim bilgileriniz kesinlikle üçüncü şahıslarla paylaşılmayacaktır. Ayrıca Avukatlık Kanunu ve TBB Meslek Kuralları gereği sorularınız gizli kalacaktır.

Bursa ofisimizi aşağıdaki haritada bulabilirsiniz.